Blue Flower

Osman Zeki YÜKSEL-Serdengeçti

Ömrünce,sürekli hep indifa halinde kükreyen bu yanardağa; alevlerini söndürmek için üzerine zulmetin en iğrenç ıslaklığındaki zindanlar örtülen, küfrün kızıl hançeriyle bağrı bin kez yırtılan; tabutluklarda, karanlık şafağa uzanırken can evine zulüm okları dürtülür. Din, millet, vatan ve adalet dendiği zaman bu sevda uğruna çılgınlara dönmüş, bu ideallerin binde biri kadar nefsine pay vermemiştir. Karşısında kabaran kızıl dağa karşı, baş döndürücü bir çağa karşı boğulmayan bir nefes, susturulmayan bir ses olarak hep dimdik durdu. “Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır” diye haykıran sesini zindanlar, prangalar susturamayınca dünya nimetleriyle susturmaya çalıştılar.Ruhu şad olsun..

1917’de Akseki’de doğdu. Bu ilçenin en eski ve en büyük ailelerinden birine mensup olup Müftü Hacı Selim’in oğludur. İlkokulu Akseki’de, orta ve liseyi Antalya’da bitirdikten sonra 1940’da Ankara Dil Tarih Coğrafya fakültesinin Felsefe bölümüne girdi. Fakültedeki milliyetçiliği ve ele avuca sığılmazlığıyla üniversite kampüsünde binlerce öğrencinin huzurunda okuduğu bir şiirle (Moskofname) sesini ilk defa duyurur. Ülke çapında ünlenlenmesi ise Adsız-Sabahattin Ali davasında olur. Sabahattin Aliyi tokatladığı için Cürmümeşhut mahkemesine götürülür ve 12,5 lira para cezasına çarptırılır. Davanın ikinci celsesinde hükümetin aldığı güvenlik tedbirlerine rağmen onbinlerce insan “Kahrolsun komünistler!” diye bağırarak Türkiye’yi inletirler ve Sabahattin Aliyi yuhalarlar. Tarih 3 Mayıs 1944’tür ve hemen ertesi günü yapılan tevkiften sonra Osman Yüksel SERDENGEÇTİ’de nasibini alır. Milli şefin tabutluk ve işkence hanelerinde misafir(!) edilir bir süre.

1940-1947 arasında çeşitli gazetelerde yazılar yazdı. 20 Nisan 1947’de kendi dergisini (SERDENGEÇTİ) çıkarmaya başladı ve dergisinin adı kendi adı olarakta anılmaya başlandı. Derginin ilk sayısı defalarca basıldı. Bir fakültenin iç yüzü ve Azap hücrelerinde yazılarıyla fakülteden kaydı silindi. Yapılan soruşturma ve mahkemeden sonra suçsuzluğu anlaşıldı ve serbest bırakıldı. Atıldığı fakülteye yeniden girmek için ilgililer nezdinde çalmadık kapı bırakmadı ise de fakülteye giremedi ve diplomasını alamadı. Bunun üzerine dönemin Maarif vekili Hasan Ali Yücel’e hitaben “Yüksek vekaletin alçak vekiline” başlıklı dilekçe yazarak vekilin eline tutuşturdu. Tekrar tutuklanarak hapse girdi. Hapisten sonra SERDENGEÇTİ’yi çıkarmaya devam etti, fakat dergi haksız zulüm ve yöneticilerce toplatılıyordu.40 yıl boyunca 33 sayı çıkartabildi. Her sayı ayrı adreslerde basıldı. Her sayı sonrası hapse giriyordu ve dergi çıkmaz oluyordu ve paralarını da alamıyordu. Bütün neşriyat hayatında savcılarla ve Bab-ı Adi simsarlarıyla uğraşıyordu. Bütün bunlara rağmen o davasından, yolundan, ülküsünden vazgeçmedi. 1954 yılında Antalya’dan milletvekili oldu. Politikayı hiçbir zaman becerememiştir. Protokollerden her zaman uzak durmaya çalışmıştır. 1961 yılında Konya’dan aday oldu fakat faaliyet gösteremeden yıllar önceki bir yazısından dolayı hapse girdi.Millet aşkına atıldığı siyaset onu hep itmiş ve dışlamıştır. Osman Yüksel uzaktan akrabası olan bir ailenin kızı olan İsmet hanımla evlenmişti. Bu evlilikten bir oğlu olmuştu fakat,oğlu 2 yaşına gelmeden öldü. Bir daha da çocukları olmadı. Siyasetten çekildikten sonra Ankara,Antalya,Akseki ve İstanbul’da dolaşarak geçirir.

SERDENGEÇTİ aniden hastalanır. Parkinson olmuştur. O aldırmaz, zaman zaman hastalığını da alaya alır. “Parkinson öyle hoş bir isim ki araba markasına benziyor. İnsanın keşke benimde bir parkinsonum olsun diyesi geliyor. Mao’da bu hastalık varmış yahu. Eh yinede büyük adam hastalığı. Ne de olsa serde fukaralık var, bu da proleter hastalığıymış, bize de böylesi yakışır. Siroz olup ta burjuva hastalığına tutulacak değildik ya” der. Bir hemşehri ziyaretinde gece su içmek için kalktığında düşer ve kalçasını kırar. Yatış o yatış bir daha yerinden kalkamaz. Önce Konya Üniversitesinde sonrada Hacettepe Üniversitesinde tedavi görür. Yurdun dört bir tarafından ziyaretçileri gelmektedir.Ve SERDENGEÇTİ son esprisini patlatır. Nerdeyse o gün ölmek bile yasaktır, ama o yine dinlemez ve ölüme kanatlanır Hakka kavuşur. Tarihler 10 Kasım 1983’ü gösteriyordur. O, dünyaya, kabına sığmayan insan şimdi Cebeci Asri mezarlığında mütevazı kabrinde yatmaktadır. Ruhu için Fatiha. RUHUN ŞAD, MAKAMIN CENNET OLSUN....